Tag Archives: oku
Can Yücel – buluşmak üzere

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
Can YÜCEL
Paşa Gönlün bilir
Paşa gönlün bilir; Hayat her an bir Mecnun çıkarmaz karşına; Kızgın gözlerle nazar etsen de gök kubbenin arşına; bu seyyah-ı fakir artık zor uğrar, sevda alış-verişi bilmez gönül çarşına!
Paşa gönlün bilir ey peri; Zaman kıvrılarak akarken gözbebeklerimden, bir yalan da sen oluverirsin; Gül çağını kuzgunlar devşirirken, köhne ışıkların umarsız gölgelerinde; bendeki ızdırabın bin misli ile doluverirsin; Kim bilir ? Tekerrür etmekten bıkmayan kaderin en kuytu köşesinde, açılmaksızın soluverirsin;
Paşa gönlün bilir; Israrın ikrarı getirdiğini kim söylemiş;? Kim demiş ki; yalvarmakla inatlar murâd, gözyaşları vuslata götüren sırat olur diye ? Haklısın; Yanmakla, bir murâdın sabahına uyanmak aynı şey değilmiş; Belki de bu yüzden, yüreğimdeki o soyut çiçeğin boynu; böylesine eğilmiş;
Paşa gönlün bilir; Hislerimin tazyiki altında ezilmekten korkma hakkını gasbetmiş değilim; Akıl dânesini, gönül toprağına ekmediğin için yadırgamam seni; Kıskıvrak yakalandığım bakışlarından medet ummam bundan böyle; Ellerini ellere uzatışında dokunmaz artık; Beyhude güneşi getirme semalarıma; Ruhumun o mahrem sırrı, hiç kimse tarafından okunmaz artık!
Paşa gönlün bilir; Büyük davalarda küçük hesaplar gütmedim ben; Belki de bu sebepten kanar hayallerim; Yalnız başıma taşımaktan yüksünmediğim aşk yükünü, gayrı kimseyle paylaşmam korkma; İlhamın kor soluğu ile yanan nidâlara sarmalamam ismini; Âh da etmem ardın sıra; Unutmayı da unuturum belki;
Paşa gönlün bilir; Manisi bol, gözleri sel, gönül esriten yel ve dahi bundan gayrı bana el güzel! Rast gelişlerin tesadüflerinde yitirdim aklımı; Her hendesi şeklin bir köşesinde bekler oldu keder; Sen benim cânım aldın! Ecel gelse kapıma; Söylesene, ecel ne der ?
Paşa gönlün bilir; Kan tükürdüğüm gecelerin en kesif dakikalarında, perişanım tutar iki yakanı; Gözyaşlarına neylesin, hodbinliğin buzdan kalkanı? Suallerim dizilir şafak vakti, dimağının puslu dağlarına;Ben yetişemedim bu hâlin ifrit oluşuna; Sen çözsen dahi baş gelebilir misin gönül bağlarına ?
Paşa gönlün bilir; Olmayanı oldurmak makamından indin diye, çöle dönmüş bahtıma yağacak bir bulutken ânsızın dindin diye kınamam seni; Seni anlatmam artık Akdeniz akşamlarının, rutubet soluyan gecelerine; Kıskandığım hayalini sürgün ederim gözlerimden; Gözlerim takılı kalmış olsa da; gözlerinin öğrettiği sevdâ bilmecelerine
Paşa gönlün bilir; Fani dünya da bir garip de ben olurum, ne olacak ? Hâlimi soranlara anlatmam olanları; Ben böyleyim işte der geçerim çok defa; Mantık ile bir araya da gelmem hani; Neme lâzım;! Kırk yerinden hançerlenmiş gönlüm yeter bana;
Paşa gönlün bilir; Nasıl olsa el yüzüne gülmek kolaydır; Unutulduğumu sezdiğim şu ân, cân meydanımda ateşlerin en son oyunu halaydır; Davul kederin, zurna umarsızlığın;
Paşa gönlün bilir; Ben de kimim ki? Sen doruklarda uç bakalım; Lâkin unutma yer çekimi kanunu ikimize de geçerli ey peri! Nasıl olsa gökyüzünü gören her mahlukun sonu; çiğnediğim o kara, o göz göz yara toprakta nihayet bulacak;
Paşa gönlün bilir; Her gece, saatler 03: 30;yi gösterirken o sefil hayalim uykularını çalacak
Paşa gönlün bilir..
Ümit Yaşar Oğuzcan Bilki
BİLKİ
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum
Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin,açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum
Bir sabah gün doğarken aç perdelerini,bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış bir hazza bırak
Döküldün dudağından en mutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum
Gecelerden bir gece uyanırsan apansız
Uzakalarda elemli,garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kalbimde sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum
Dumlupınar Hikayesi
DUMLUPINAR
Heybeliada’daki Deniz Okulu’ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi
Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına
nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler. İsmail
Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü.
Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek,
Çanakkale’den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek
ve böylelikle haberleşeceklerdir.






